Otel odasının ahşap zemininde adımlarının gürültüye dönüştüğünü önemsemeden bir oraya bir buraya dolanıp duruyordu. İçindeki heyecanı ve enerjiyi başka türlü dışarı atamayacağını hissederek nabzının giderek hızlanmasına aldırmadan sert adımlarla telaş dansına ritim tutuyordu. Birkaç saniyede bir, elbisesinin eteklerini çekiştirip, üzerinde olmayan iplikleri topluyordu. Pencereye yaklaştığında, camda yansımasına uzunca baktı. Bir yerde onun göremediği bir kusur olduğuna o kadar inanmıştı ki, rahatsız bakışlarını, çatık kaşlarını görünce midesinde bir yanma hissetti. Hava henüz kararmamıştı. Güneşin önündeki bulutlar yavaşça kırmızının tonlarına bürünüyorlardı. Sıcak bir gündü. Heyecandan ellerinin buz kesmesine rağmen, ateş içinde kalan yanaklarına biraz da olsun rüzgar gelmesi için pencereyi açtı. Bir süredir ahşap gıcırtısından ve kendi kalp atışlarından başka bir ses duymayan kulaklarına, önce dışarıdaki esintinin ağaçlarda yarattığı dalgalanmanın sesi geldi. Bir anlığına da olsa huzurlu hissetti. Sonbahar renklerini eski taşlı yollara bırakmaya başlamıştı. Etraf çok sakindi, yine de belli bir gürültü vardı. Pencereden dışarı doğru eğilip etrafı inceledi. Yanaklarına vuran rüzgarı hissedebiliyordu ancak onu bastıran bir yangın vardı. Oldukça mat renklere bürünmüştü bu ıssız göl kenarı. En son geldiğinde gece yarısı olmasına rağmen etrafın parıltısını hatırlayabiliyordu. Kulağına gelen müziği tekrardan duyar gibi oldu. Göl kenarına kurulan devasa çadırın rengarenk ışıkları, şimdi bir bodrum katında yarısından fazlası kırık bir vaziyette, yer yer farelerce kemirilmiş bir sefillikte tarihe gömülmüştü. O ışıkları kendi elleriyle çadıra astığı günü hatırlayabiliyordu. Hafızası o kadar güçlü olmasa da görüntüler net bir şekilde canlanmıştı. Hava kararıp, ışıkları açma zamanı geldiğinde gölün berrak sularına yansıyan rengarenk ışıklar kendisi dahil herkesi büyülemişti. O akşam herkes bir şekilde büyülenmişti. Şimdi aklından tekrar o ışıkları bulundukları toz kümesinden çıkartıp güneş batmadan eski yerlerine asmak istiyordu ancak artık kirden kapkara olmuş bir gölün, bu akşam yine o eski manzarayı yaratacağından oldukça şüpheliydi. İlerideki ormana doğru çevirdi kafasını. Her şeyin eskiyip, değerini, güzelliğini yitirmesine rağmen, orman bütün ihtişamıyla ve gürlüğüyle karşısındaydı. Ağaçların dizilişinden, rüzgarda dans edişine kadar her şeyi aynıydı. Hala karanlık bir görüntüsü vardı. Sanki orada güneş çoktan batmıştı. Bu kara ihtişamının, onun renkli ışıklarını örteceğini hissetmişti, ancak yalnız olmadığını ve bunu göğüsleyebileceğini düşünmüştü. Hayal kırıklığı hissiyle de işte o zaman tanışmıştı.
Pencereden içeriye ormanın kasvetli rüzgarı girdikçe boğulur gibi hissetti. Geri adımlar ile uzaklaştıkça derin nefesler ile gözlerini yumdu. Eski yatağa çarpana dek durmadı. Uzun süredir ayakta durmasının ona ilk defa yorucu geldiğini hissedip, kendini yatağa atıverdi. Aynı anda bir toz bulutu ile tekrar yerinden zıpladı. Öksürükler içerisinde gözlerini korumaya çalışsa da çoktan gözlerinin kızarıp, yaşlarla dolduğunu fark etti. banyoya kendini attığında öksürüğü kesilmişti ancak gözleri oldukça yanıyordu. Eli musluğa uzandığında suların hala akıyor olmasının ne kadar düşük bir ihtimal olduğunu düşündü. Musluğu çevirip beklemeye başladı, paslanmış ve eskimiş borulardan garip sesler çıkmaya başladı. Bu sesler onu irkiltmiş olsa da bir süre sonra akmaya başlayan suya bakıp gülümsedi. Gözlerini yıkayıp doğrulduğunda karşısında bulmayı beklediği aynanın toz ve kirden artık boyanmış bir halde, sadece kendi siluetini yansıttığını fark etti. birkaç saniyeliğine de olsa bu siluetine dahil olan bir başka karartıyı görür gibi oldu ancak bu ürpertici ana geriye bir adım atarak tepki vermesinin, orada birinin olmayışını kanıtlaması içini rahatlattı. Yine de hızlı bir hareket ile arkasında dönüp bunu iki defa kontrol etmiş olmayı da ihmal etmedi.
Gözleri daha berrak görmeye başlayınca banyoyu incelemeye koyuldu. Her yer kir içindeydi. Fayansların yer yer kırılmış boşluklarına da aynı kir ve toz birikintileri yerleşmişti. Köşelerdeki örümcek ağları onu korkuttu -ikiden fazla bacağı olan her canlıdan korkuttuğu kadar- ancak yine de hiçbir tepki vermeden banyodan çıktı.
Elleri tekrar elbisesinin eteklerine gittiğinde üzerindeki tozu fark etti. kendini temizlemeye uğraşırken havanın bu geçen sürede ne kadar çabuk kararmış olmasına bir şaşkınlık belirtisi olarak iç çekti. Tekrar pencereye doğru yöneldi ancak yatağın üzerinde bir şey dikkatini çekti. Zıplayıp banyoya koşarken yatağın üzerindeki örtüyü iyice bozmuştu. Ancak örtünün altındaki çarşafın şaşırtıcı bir şekilde yeni ve temiz görünmesi onu duraksatmıştı. Örtünün bunca zaman bu kadar toz toplayıp, renklerini bile kaybetmiş olmasına rağmen çarşafın adeta bir zaman kapsülündeymişçesine iyi bir şekilde konserve edilişi onda türlü metaforlar uyandırdı. Kendi ruhunun da bu çarşaf gibi olduğunu düşündü. Ancak üzerine serilen örtünün tozlardan ziyade çeşitli kötülüklerle giderek ağırlaştığını hissedebiliyordu ve bir türlü onu üzerinden atamıyordu. Yine de bu gün o ağırlık eskisi kadar boğmuyordu onu. Uzun zamandır hissetmediği kadar umutlu idi, hatta uzun zamandır kendisinde artık varolmadığını düşündüğü yaşama isteğinin bu gün geri döndüğünü hissedebiliyordu. Bütün bunların coşkusu tekrardan onu heyecanlandırmaya başladı. Nefes alış verişleri hızlandıkça tekrardan bir enerji ile dolmaya başladı. Pencere ve kapı arasında gidip gelmeye başlayınca bu sefer daha az ses çıkarıyor olmasının, biraz önceye nazaran daha sakin olduğunu hissettirmişti.
Bu sessizliğin içerisinde artık daha da az gelen adımlarına eşlik eden gıcırtıları duyup irkilmesi de işte tam bu sırada oldu. Merdivenlerin son basamağına atılan adımı duyduğunda pencereden kapıya yeni dönmüştü. Orada öylece donup adımların giderek yaklaşan gıcırtılarını dinledi. Bir insanı ahşabın üzerindeki sesinden tanımak mümkün değildi, ancak o sadece bir kişiyi bekliyordu ve diğer bütün ihtimalleri kafasından silip, dünyada onun dışında kalan tek insanın geldiği düşüncesini yerleştiriyordu kafasına. Kapının altından hafifçe görülen bir gölge ile yutkundu. Ahşap kapıya vurulması ile kirişten çıkan toza ve kenarlardan korku ile kaçışan böceklerin tıkırtısından gerilemeyerek kapıya ilerledi. Eli tokmağın üzerinde birkaç saniyelik bir bekleme yaşamış olsa da, hızla kapıyı kendine doğru çekti. Güneşin son ışıklarının pencereden direkt olarak bu yüze vuruyor olması gülümsemesine sebep oldu. Gözlerinin odaklandığı ilk ve tek şey güneşin son parıltısının yeşilin en güzel tonuna sahip bir çift gözde belirmiş olmasıydı. Yukarı doğru hafifçe büzülmüş dudaklarını aralayamadan öylece donup kalmıştı. Eskisi gibi her görüşünde takındığı o etkilenmiş yüz ifadesinin artık donuklaşmış yüz hatlarına yeniden yerleştiğini hissedebiliyordu. Bu sıcak bir histi, yanmakta olan yanaklarına rağmen güzel ve sıcak bir histi. Tüm duyularının hissizleştiğini düşünmeye başladığı sırada kulakları o kadife ses ile gıdıklanmıştı.
“Seni tekrardan görmek güzel Branwen.”
15 Nisan 2007
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder